|
Nasıl da yakışır insana yolculuk. Ayakları yollara nasıl da yakışır, elleri vedaya, dili veda sözlerine... İnsan bir kaplumbağadır, evini sırtında taşır. Düzenini kurup, değiştirir. Yola devam eder ve tekrar durur, tekrar kurar yuvasını. Ta ki, kalıcı konutuna yerleşene dek. İnsan bir kangurudur, yavrusunu cebinde taşır. Yalnız yavrusunu değil dostlarını, düşmanlarını, aşklarını... Kimlikleri değişir, ama bir sevgi, bir nefret ve bir aşk aynı kalır... İnsan bir bulut kümesidir, yağmurunu yanında götürür. Ağlatan ve güldüren sebepler söner, hüzün ve sevinç öylece durur bünyesinde...
İnsan yürümekten yorulmaz, dinlenmekten bunalır. Ne yaşlanması çok yol yürümesindendir, ne gençliği çok dinlenerek ilerlemesinden. Onu en çok durup kabuğunun içine girmesi yorar. Boşluklar, cevapsız sorular yıpratır; bulutlar değil, açık havalar sıkar. Gidebildiği, ilerleyebildiği ölçüde mutludur, çünkü kalıcı konutuna yaklaşmıştır. Nasıl da yakışır yolculuk insana. Yollar ayaklarına nasıl da yakışır; veda, ellerine; veda sözleri, diline... İnsan ömür boyu kayıptır, ömür boyu yolunu arar. İnsan ömür boyu hazırlanan bir bavuldur, ölünce bagaja konur. İnsan, ömür boyu ömrün sonuna hazırlanır, bilerek ya da bilmeyerek. Yolculuk, insanın değişmeyen arkadaşıdır. Sevgiler, nefretler, aşklar ve hırslar duraklarıdır yolculuğu unutturan. Yolculuk, her durakta insanı kolundan çekip yolu gösterir. İnsan bazen hüzünle, bazen ümitle çevirir başını duraklardan. Ayaklarıyla yola, elleriyle ardında kalanlara, sözleriyle hem önündeki yola, hem ardındakilere yakışır insan. Arada seraplar, hava boşlukları, fırtınalar, yağmurlar, çamurlar çıkar. Yanılgıyı seraplardan sonra, sarsıntıyı hava boşluklarında bir dayanak arayarak, savrulmayı fırtınada tutunacak bir dal bularak, ıslanmayı yağmurun altında, kirlenmeyi çamurların koyuluğunda öğrenir insan. İnsan, yolun sonuna hazırlanır: Ömürlük kayıp bulunur, ömürlük bavul bagaja yerleştirilir, ömürlük hazırlık sona erer... İnsana yolculuk ne kadar yaraşır, yolculuk da insana?..
|