|
Tüm listeler anlamını ve değerini yitirir bir an. Kara listeler, onur listeleri, altın listeler, “top on” listeleri, bizim-sizin-onların listeleri buruşturulup atılır bir çöp sepetine. Elde sadece “yaptıklarım, yapmadıklarım” listesi kalır. “Yaptıklarım” listesi, “yapılması gerekenler” listesi ile, “yapmadıklarım” listesi ise “yasaklar” listesi ile aynı olmalıdır. Gözler ve zihinler bu çiftler arasında gidip gelir. “Yaptıklarım” arasında “Yapılması gerekenlerden hangileri var?” diye bakılır. Bir eksik görülürse tekrar bakılır. Bulunamazsa, telâşla tekrar... Olmadığına emin olana kadar gözler listenin başı ile sonu arasında hızlı turlar atar durur.
“Yapmadıklarım” listesinde olmayıp da “yasaklar” listesinde olan bir madde varsa, liste bir daha gözden geçirilir. “Olmalı, mutlaka buralarda bir yerde olmalı” diye satırlar arasında dolaşır gözler ve zihinler. Bulundukça sevinç, bulanmadıkça telaş kaplar yüreği. İnsanın her anı bu listelerden birine giden mürekkep hareketleridir. Yaşarken, yürürken, koşarken hep yapacaklarının listesini oluşturan insan, ancak durup düşündüğünde yaptıklarının listesinde yer alan ya da almayan maddeleri hatırlar, yapmadıklarının listesini tasavvur eder. “Şu an” o listelerden birine bir madde ekleniyor. Bu madde, “yapılması gerekenler” yahut “yasaklar” listesiyle uyumlu veya ilgisiz. Onlarla uyuşuyor ya da kavga halinde. İşte şu an. İşte şimdi her an olduğu gibi yine “tarihî” bir an yaşıyoruz. Bu anı elimizde ne kadar tutabiliyoruz, ne kadar kayıp gitmesini seyrediyoruz? Bir rüzgâra kapılıp gidiyor mu, bir yerinden yakalayıp şekillendirebiliyor muyuz? Onu, “yapılması gerekenler” listesindeki maddelerden birine dönüştürüp, “yaptıklarım” listesine ekleyebiliyor muyuz? “Yapmadıklarım”a şu an, “yasaklar” listesinde de bulunan bir fiilimiz, bir sözümüz gidiyor olabilir mi? Arkasından seyretmekle mi yetiniyoruz, koşup yakalıyor, düzeltiyor muyuz? Yoksa, “yapılması gerekenler” ve “yasaklar” listesini yolun başında mı buruşturup attık? Baştan beri kılavuzsuz mu yürüyoruz? Her fiilimiz, “yaprağın dahi Onun iradesi dışında kıpırdayamadığı” bu kâinatta rüzgârlarda savrulup gidiyor mu? Yahut, bir kılavuzumuz var, fakat raflarda süs olarak mı duruyor sadece?
|