Hazır cümleleri olmalı insanın hafızasının bir yerinde. “Çok değerli bir insandı, onu çok arayacağız” gibi.
Ne söyleyen inanmalı, ne dinleyen. Söyleyen, dinleyenin inanmadığını bilmeli; dinleyen, söyleyenin inanmadan söylediğinin farkında olmalı.
“Nice mutlu yıllara, iyi ki doğdunuz. Bir ömür boyu mutluluklar dilerim” dilinde olmalı sürekli. İhtiyaç anında söyleyivermeli. Karşı tarafın bir “teşekkür” konuşması olmalı hazırda. Alkışlarla sahneye davet edildiğinde teklemeden söylemeli.
En hüzünlü zamanlarında bile kullanabileceği kapasitede gülücükler saklamalı gamzelerinde. En sevinçli anlarında onu yarı yolda bırakmayacak gözyaşları bulunmalı, gerektiğinde inci inci döktürmeli.
Bir cebinde alkışlarla, bir cebinde yuhlarla dolaşmalı insan. Gömlek cebinde birazcık yağ bulundurmalı. Çatık kaşlar, kulaklara varan ağızlar, hain bakışlar saklamalı çantasında.
İçi olmamalı insanın. Sırf dış yeter. Hazırlıklı olsun ama. “Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum. Artık sizin gibi değerler kalmadı azizim” demeyi unutuvermemeli, tam da ihtiyaç hasıl olduğu bir anda.
“Gerçekten çok iyi işler başardınız, tebrik ederim”i yanına almadan yola çıkmamalı. Pantolonunu değişirken, kirlilerin arasında unutmamalı tebrik sözlerini.
“Ne iyi ettiniz de geldiniz”in yanına koymaya tebessümler; “Yine bekleriz, kendinizi özlettirmeyin”in yanına süslemeye hüzünlü gözler taşımayı ihmâl etmemeli.
Hayat insanı kravatsız, ütüsüz gömlekli, kirli pantolonlu yakalayabilir. Yanında “Son günlerde çok yoğunum, başımı kaşıyacak vaktim yok” taşırsa sorun yok. Her hatanın üstünü örten, “Beni bugünlere getiren sizlere teşekkürler” cümlesini sakın, ama sakın kuru temizlemeye verdiği elbisenin cebinde unutmamalı insan.
Geri kafalı iddialarına karşı en modern görüşleri, kırışıklıklarına karşı kremleri, hayatın olumsuzluklarına karşı ezbere bildiği lâfları olmalı insanın.
İçi önemli değil, ama dışı böyle olmalı.
Böyle “donanımlı,” böyle “cana yakın,” böyle “güleryüzlü,” böyle “tertemiz.”
Böyle “standart.”
| Yorumlar |
|






