|
Bu kitap ne işe yarar? Bu kitap ne işe yarar, seni sersemletmeyecek, kafanı karıştırmayacaksa, allak bullak olmayacaksan. Okumaya başlamadan önce ocağa koyduğun yemeği unutup, yakmayacaksan. İlk gördüğün arkadaşına, “Bugün şöyle bir kitap okudum” diye anlatmaya başlamayacaksan bu kitap ne işe yarar?
Ve ne işe yarar, şu kelimenin yerine bu kelime konduğunda hiçbir şey fark etmeyecekse. Zamanı, mekânı ve insanları, bu kitabı okumadan önce ve sonra aynı şekilde göreceksen. Kapıya, merdivenlere, asansöre, kaldırımda miskin miskin uyuyan köpeğe, kırmızı ışığa, yaya geçidine, köşedeki dilenciye, parasının üstünü bekleyen müşteriye, o otobüsün nerelerden geçip nerelerden geçmeyeceğini izah eden otobüs şoförüne bakışın aynı kalacaksa. Tekrar tekrar okumayacaksan, altını çizmek için kalem aramayacaksan, kesip saklamayacak, unutup gideceksen, bu kitap ne işe yarar? Ağzını bununla silecek, ekmeğini saracak, ekmeği bitirince çöpe atacaksan. Bir sonrakini beklemeyeceksen veya beklediğin bir sonraki öncekinden kötü olunca şaşırmayacaksan, bu kitabı ne diye yazıyorum! Uykularını bölmese, iştahını kesmese bile birilerine olan sevgini azaltıp, birilerine olanı arttırmayacaksa, işlemeyi düşündüğün cinayetten, intihar teşebbüsünden vazgeçmeyeceksen. Hükümet aynı kalsa da, içindeki saltanatlar sarsılmayacaksa, derin devleti ifşa etmese bile, derinlerindeki sesi sana duyurmayacaksa, aynaya baktığında kendini tanıma gayretlerin hâlâ olmayacaksa; bu kitabı neden yazıyorum? Bu akşam yaptığın işler, kurduğun düşler, görüştüğün kişiler dünküyle aynı olacak, televizyon seyrederken yine aynı duyguları yaşayacak, konuştuğun konular değişmeyecekse, bu kitap neye yarar? Ne işe yarar ki bu kitap, için cız etmiyor okuduğun zaman, yaralarını deşmiyor, çare olmuyor dertlerine. Çok çabuk anlıyorsun ne demek istediğimi, çok çabuk alışıyorsun cümlelerime, anlamlarına hemen nüfuz edebiliyorsun. Ne işe yarar ki bu kitap, titremiyorsun, beynini ve kalbini yeniden hissetmiyorsun. Ne diye yazıyorum ki bu kitabı, ruhunu fark ettiremiyorum sana, günlük meselelerinden koparamıyorum. Hâlâ yerindesin, seni alıp başka yerlere götüremiyorum. Sen, yine aynı sensin, değiştiremiyorum, ne diye yazıyorum ki bu kitabı. “Bundan sonra ne diyecek, sonunu nasıl bağlayacak?” diye okuyorsun, “Bunu neden yazdı?” diyorsun, “nasıl?”ı sorguluyorsun, kendine hiçbir şey sormuyorsun, neden yazıyorum bu kitabı? Neden yazıyorlar bu yazıları?.. Seni yazmıyorsa, “ben” derken, sende de olan bir benden bahsetmiyorsa, vurulmuyorsan ilk kelimede, her harf seni mest etmiyorsa, yangınların ilk kıvılcımı, depremi haber veren ilk sarsıntı değilse, sadece gözlerin okuyor, beynin, kalbin ve ruhun seyrediyorsa; neden okuyorsun bu kitabı? Neden okuyorlar bu yazıları?... Bilirim her kitap böyle olamaz, olmak zorunda değil. Bilirim her okuma böyle olamaz, olmak zorunda değil. Ama böyle okumalar da olmalı. Yoksa bu hayatı ne diye yaşıyoruz...
|