|
Sevgili mektup, Sana uzun süredir yazmıyorum, ne vakittir ihmâl ettiğimin farkındayım. Seni katlayıp bir zarfa yerleştirmenin, bir zarfın ucunu kesip seni çıkarmanın, seni yazmanın ve okumanın tadını çoktandır almıyoruz. “Kitap” kökenli olan senin yerine “message” kökenli, mesaj kelimesi girdi artık hayatımıza. Yazması kolay, göndermesi kolay ve hızlı.
Silip atması, saklaması kolay. Katlı yerlerinden yıpranıp parça parça olmaz. Mürekkebi dağılmaz. Kendini ele vereceğin bir el yazısı, suçunu sabitleyecek bir parmak izi yoktur üzerinde. Geldiğinde sevinci vardır, senin gelişine benzemese de… Kötü haber getirildiğinde buluşturup atma refleksini kaybeder ellerin. Müjdeli haber geldiğinde havaya fırlatacağın bir kâğıt yoktur. Bir bilgisayarın, bir telefon hattın, bir internet bağlantın, bir de e-posta adresin olmalı. Bu kadar çok şeyin yanında, dostun, arkadaşın olmasa bile alırsın. Kapına “tık”layan, “Yeni, şu kadar mesajınız var!” denmesine sebep, birileri olur mutlaka. Ama ne dosttur, onlar ne de arkadaş. Kelebeklerin ömrü kadar arkadaşların olur, kelebeklerin olmadığı bir dünyan. Karıncalar kadar çabuk ezilebilirsin, karıncalara yer olmayan bu yerde. Bir ağaç gölgesinde okuyamazsın. Yağmur damlalarına gözyaşların da karışarak ıslatamazsın bir “message”ı. Üstüne çayını dökemezsin, göğsüne bastıramazsın. Yakamazsın ucunu, saklayıp hiç ummadığın bir anda bulamazsın. Seni unutmaya başladık mektup. Samimiyetimizi kaybetmemizle aynı zamana gelmesi bu unutmanın, bir tesadüf mü? Birbirimize yabancılaşmamıza tekabül etmesi, nasıl açıklanabilir? Binalar yaklaştıkça birbirimizden uzaklaşmamız gibi, iletişim geliştikçe aramızdaki mesafe de arttı. Cebimize sığdırdık çok fonksiyonlu telefonları. “Cepten ara”yan, ama konuşulmayan; “yazış”an, ama yazı yazmaktan aciz; “mail” okuyan, ama kitaplardan uzak bir tüketim denizinin içine düştük. Ne yana çevirsek başımızı, türlü türlü çalan, ama sanki aynı melodiyi mırıldanan, aynı dijitâl soğukluğu yansıtan makinelerle karşılaşıyoruz. “İpler, insanların elinden makinelerin eline mi geçti?” diye şüphelenmekte haklıyız. Devasa bir makinenin parçası haline geldik; en önemli mevkide olanımız, “açma kapama” düğmesi oldu; çoğumuz sıradan bir vida. Seninle yollarımızın ayrılması, biyolojik gerçekliğimizden uzaklaşmamız ile aynı zamana denk geldi. Ne kadar da geliştik değil mi, ne kadar ilerledik? Hâlâ zengin sayımız fakir sayımızın yanında devede kulak bile kalmıyor. Hâlâ hastaneler, hapishaneler, kahvehaneler, okullar problem yumağı içinde. Ama olsun, cebimizde öten bir telefonumuz, bilgisayarımızda boş kalmayan sanal bir posta kutumuz, bir yerlerden para mukabilinde veya bedava edinebildiğimiz web alanımızdaki ufak tefek site çalışmalarımız var ya, her şeye değer. Hâlâ birbirimizden uzağız, ama olsun her istediğimiz zaman birbirimize ulaşıyoruz ya. Seni özlemiyoruz, sevgili mektup. Mektubuma son verirken selâm eder, sağlık, mutluluk ve başarı dilerim.
|