|
Murat Çetin tarafından yazıldı
|
|
Minik ellerin çantalarını ve beslenmelerini alıp okul yoluna düşmeye başladıkları ay. İhtiyar ellerin, önlerini kapatıp rüzgâra siper aldıkları ay. Yaşlı gözlerin sevdiklerine son bir kez baktıkları ay. Eylül bu ay. "Ey!"lül... Yaprakların konfeti gibi yollara serildiği ay. Rüzgârın daha bir serin estiği bir ay.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Murat Çetin tarafından yazıldı
|
|
Yaz bitti. Eylül, onun “Gidiyorum!” demesiydi. Eylül geldi ve kapıyı çarpıp gitti. Ne boynumuza sarılıp sıcak nefesini ensemizde hissettirdi, ne de bir veda konuşması yaptı. Hep bizim onun hakkındaki yorumlarımızı dinledi. Sıcaktı, son bilmem kaç yılın en sıcak yazıydı. Bunaltıcıydı, sıkıcıydı. Uyutmadı, canımıza hiçbir şey isteme fırsatı vermedi. Ya yazın bizim hakkımızdaki düşünceleri? Bizden memnun mu ayrılıyordu?
|
|
Devamını oku...
|
|
Murat Çetin tarafından yazıldı
|
|
Kış mı geldi? Hani şu soğuk günler... Duvarlar soğuk değil miydi zaten, binalar soğuk değil miydi? Yüzler, eller, kalpler sıcak mıydı ya? Kış mı geldi? Hani şu uzun geceler... Kapalı gözlerden hiç gitmedi kış öyleyse. Kilitli kalplere hiç bahar uğramadı. Kış mı?
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Murat Çetin tarafından yazıldı
|
|
Sonbahar hüzün kokar, sarı sarı... Yaprak düşer yere, hayâller düşer suya, gözler dalıp gider uzaklara... Sonbahar, biten bir aşktır: Neden bittiği önemsiz, bitmesidir yaralayan. Tıpkı, bir yaprağın neden düştüğünün önemsiz kalması gibi... Sonbahar biten bir gençliktir: Saçlara ak düşmese de, hayatla ilişkilere ak düşer. Akıl başa düşer. Sonbahar, hep var olan yaşlılığın sırtını sıvazlamasıdır insanın. İnsanın içinin ürpermesidir.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
|
|
|