|
Bir hayat yeter mi? Bir hayat, belki 30’una, belki 70’ine kadar. Belki, “Sağlığımı yoğurt, tereyağı ve temiz havaya borçluyum” kıvamında 100’lü yaşlara kadar gelip, rekorlar kitabına girene kadar. Bir hayat yeter mi? Sevsen, sevdiğinin cenazesinde bulursun kendini bir anda. Nefret etsen, düşmanının zavallılığına şahit olup nefretin acımaya dönüşmeden gitmezsin. Kazansan, kazandığını harcayamaz; kaybetsen, üzüntüsünü sonuna kadar yaşayamazsın.
Yıldızları saymaya yeter mi ömrün? Hele isim koymaya... Çiçek türlerini öğrenebilir misin? Koklayabilir misin? Bir ömür boyu yürüsen, nereye varırsın? Bir ömür boyu konuşsan, toplamı ne eder anlattıklarının? En güzel şiir için, en güzel yolculuk için, en iyi hatıra fotoğrafı için, en komik espri için bir hayat yeter mi? Yeter mi? Bir hayat daha verilse bunun gibi, belki yine yetmez. Bir hayat daha, yine yetmez. Kaç hayat yeter? Kaç hayat sonra, “Yeter bu kadar!” dedirtir yaşamak? Kaç hayat sonra her şey kendinden usandırır? Belki onun için böleriz hayatımızı. Bir hayatımızda takım elbiseli, gravatlı, saygılı; bir hayatımızda sportif, neşeli, sevgi dolu. Makam sevgisi için birine girip yaşarız, tüm gayri resmî ilişkiler için diğerine. Bir hayatımızda seyyah oluruz, biletçiden sürekli cam kenarı koltuk isteyen, yanımızdaki yolcu ile memleket sohbetleri yapan, mola yerinde bir bardak ılık ve acı çay içen. Diğer hayatımızda, sıkışıp kalırız dört duvar arasına, hayâllerini bir acı gülümsemeyle yüzüne yansıtan, sürekli “Hoşgeldin” ve “Güle güle”ler söyleyen, gidenlerin ardından kova kova su döken. Bir hayatımızda iyiyi oynarız, müşfik ve sevecen oluruz; zayıfa kuvvet, aça gıda, kimsesize kimse oluruz. Diğer hayatımızda acımasızı oynarız, kalp kırarız, üzeriz, yaralarız. Bir hayat yetmez. Belki bu hayat yetmez? Peki nasıl bir hayat yeter? Hepimiz otuz beş yaşındayız. “Sanki 70 yaşına kadar yaşayacağı kesin gibi konuşmuş” diye eleştiririz Cahit Sıtkı’yı. Bir de elimizde 37 yaşında ölmesi gibi bir malzeme vardır ki bunu da tam yerinde kullanıp iddiamızı sağlamlaştırırız. Suçu, 35’i “yolun yarısı” ilân etmesidir. Cahit Sıtkı “Otuz Beş Yaş”ı 35 yaşında yazmıştır. 35’i belki ortalama ömüre göre hesap etmiştir, ama o satırlarda hangi istatistikî, hangi matematiksel soğukluk vardır? O satırlarda, hayatın acı yüzüyle karşılaşmış, yüzünde “mor halkalar” peydah olmuş bir adam vardır. Bu adamın yaşı Cahit Sıtkı özelinde 35’tir, ama benim özelimde 29, seninkinde 45, ötekinde 18 olabilir. Sen bugün yeni bir şey öğrenmedin mi hayata dair? Seni hayata bağlayan milyonlarca bağdan en az birini çirkin görmedin mi? Meselâ, “suyun insanı boğabildiği,” “taşın sert olduğu,” “ateşin yaktığı” gibi bir gerçekle karşılaşmadın mı? En azından bir cenaze görmedin mi, bir ölüm haberi okumadın mı? “Her doğan günün bir dert” olduğunu düşündürecek gaflet anları yaşamadın mı? Şöyle bir kendine baktığında, ne kadar değiştiğini, bundan bir kaç yıl önceki sen olmadığını farkediyorsan, sen de “otuz beş” yaşındasın. Şöyle bir geçmişine bakıp, “Vay be! Ne günlermiş?” diye iç geçiriyorsan, sen de “otuz beş” yaşındasın. Yolun başında mı, yarısında mı, sonlarında mı olduğunu bilemiyorsan, sen de “otuz beş” yaşındasın. Bir dünün ve bugünün varsa, yarınının olup olmadığından asla emin olamıyorsan, sen de “otuz beş” yaşındasın. Nüfus cüzdanın yıpranıyorsa; elbiselerin eskiyorsa; saçların uzuyorsa; saatinin saniyesi, yelkovanı, akrebi dönüyorsa; yollar bitiyor, inecek müsait yerlerde hep birileri iniyorsa ve senin için en müsait yerin neresi olduğunu bilmiyorsan, yaşıyorsan, yaşadığının farkındaysan, insansan... Sen de “otuz beş” yaşındasın. Yürümen seneleri alır. Bir küçük kuş kadar bile değilsin. Birisi öğretmedikçe yuvanı kuramazsın. Çok çabuk incinirsin, kırılırsın, alınırsın. Herşeyi kendine dert edersin. Acı hatıralarla için burkulur; yarınlar seni korkutur. Film ne de çabuk bitti, hele şu kitap? Her şey teker teker bitiyor, ardında bir dizi hafıza bilgisi bırakarak. Bugünkü tarihle, doğum tarihin arasındaki çıkarma işleminin sonucu gün geçtikçe büyüyor. Bitiyor, eskiyor, büyüyor. Anahtar kelimelerin bunlar. Sen de “otuz beş” yaşındasın. Aramıza hoşgeldin.
|