İstatistikler


Website Statistics

LİNKLER

Eposta

Hayata "ölüm"se
LÜTFEN DİKKAT PDF Yazdır e-Posta
Murat Çetin tarafından yazıldı   
Pazartesi, 22 Mart 2010 20:13

Bu sitedeki tüm yazıların telif hakkı Murat Çetin'e aittir. Kaynak göstermeden kesinlikle yayınlanamaz.

 
Hayat sigortası PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Murat Çetin tarafından yazıldı   
Cumartesi, 26 Temmuz 2008 15:54

Bir hayat yeter mi?

Bir hayat, belki 30’una, belki 70’ine kadar. Belki, “Sağlığımı yoğurt, tereyağı ve temiz havaya borçluyum” kıvamında 100’lü yaşlara kadar gelip, rekorlar kitabına girene kadar.

Bir hayat yeter mi?

Sevsen, sevdiğinin cenazesinde bulursun kendini bir anda.

Nefret etsen, düşmanının zavallılığına şahit olup nefretin acımaya dönüşmeden gitmezsin.

Kazansan, kazandığını harcayamaz; kaybetsen, üzüntüsünü sonuna kadar yaşayamazsın.

Devamını oku...
 
Ölüm övgüleri PDF Yazdır e-Posta
Murat Çetin tarafından yazıldı   
Cumartesi, 26 Temmuz 2008 15:53

Ölüm bizi çok sever, ama biz onu asla sevmedik.

Hep kaçtık, saklandık, kurtulmak için hayatımızı harcadık, ama o bir şeklide bize ulaşmayı, bulaşmayı başardı.

Onu karanlıkla, soğukla, çirkinlikle, canavarlarla ve sevmediğimiz ne varsa onlarla birlikte andık, ancak düşmanlarımıza layık gördük.

Hayat kadar gerçek, hayat kadar olağandı halbuki. Hayattan hiçbir eksiği yoktu.

O da her insanla bir kez tanışır. O da, on binlerce yılın birikimini taşır. O da, tüm bu birikimlere rağmen, hiçbir şey öğrenmediğimiz bir hakikat.

Hayata alıştık, ölüme alışamadık. On binlerce hayatın birlikte başlamasına şahit olmadık, ama on binlerce ölümü beraber gördük, buna rağmen alışamadık. Annesi ile evlâdının, dede ile torunun birlikte doğmasına mantık cevaz vermezdi, ama aksi pekalâ mümkündü ve vakıa idi. Buna rağmen, toplu ölümleri kaldıramadı hiçbir zaman içimiz.

Halbuki ölüm, tüm nefretimize rağmen bize sıcak davrandı. Herkesin hayatına bir kez girdi. Tanışmayanlara da “bir gün elbet mutlaka tanışacakları” kanaatını verdi.

Ondan kurtulmak için serilen plânların ütopya bile sayılamayacağı çok iyi biliniyor. Ancak, “Onunla mutlak randevu ne kadar geciktirilebilirse kârdır” diye bakılıyor.

Yabancılarda gördük onu umursamadık, çok sık yaşayınca alıştık, dostlarımızı aldı, zamanla unuttuk. Ama her ölümde, kendi ölümümüzden bir iz görerek hüzünlendik. Her ölümü, istenmeyen kişi ilan ettik.

Bu kadar mutlak ve nefret duyulan bir hakikate rağmen, mutlu bir hayat nasıl yaşanabilir? Ölümü yok edemeyen insanlığın şimdi bütün derdi bu. Bütün maskeler, şaraplar, oyunlar, aşklar bunun için…

Neden onunla beraber yaşamayı denemiyoruz? Onun yüzüne hiç bakmadık ki, güzel mi çirkin mi görelim. Onu hiç anlamaya çalışmadık ki, iyi mi kötü mü bilelim. İçimizdeki karanlıklardan kurtulup inceleyemedik ki, karanlık mı, aydınlık mı emin olalım. Onu görmeden, onu içimizde gizleyerek yaşamak ve onu kabullenip hatta sevip birlikte yaşamak… Önümüzde iki seçenek var.

Onu çirkin bir yaratık olarak tanıyageldik. Evimizden kaçtık, yolda yakalandık; bir depremde kurtulup, diğerinde karşılaştık. Tayin etme hak ve yetkimiz olmayan bir randevu saatini, sürekli ertelemeye çalıştık.

O, ne hayatın bir antitezi, ne de bir yokluk. O bir canlı, başlı başına bir tez, halbuki.

Hayata değer katan, onu yargılanır bir kıymete sahip kılan, onu ekilip biçilen bir tarla yapan, onu başıboşluktan, sonuçsuzluktan kurtaran bir başlangıç ölüm.

Bir başlangıç…

 
Ölüm yaşı PDF Yazdır e-Posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 59
ZayıfEn iyi 
Murat Çetin tarafından yazıldı   
Cumartesi, 30 Aralık 2000 00:00
Kaç gün ömrüm kaldı doktor? Kaç nefes alımı, kaç nefes verimi? Kaç kez daha kasılacak ve gerilecek, kan pompalamakla görevli kalbim? Kaç sevgiye başlayıp kaçını bitirecek muhabbet ve aşkla görevli kalbim? Gözlerimin kararmasına çok var mı, kulaklarımın ağır işitmeye başlamasına? Yoksa doktor, hepsi aynı anda mı olacak? Son nefes, son kalp atışı, gözün kararması, kulakların susması.
LAST_UPDATED2
Devamını oku...
 


GALERI